|
Full Forum Net TR
Dil Bilimi (Dil Bilgisi)
|
|
13-11-2007, 12:00 AM
Dil Bilimi (Dil Bilgisi) Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
Dil Bilimi (Dil Bilgisi)
DİL BİLİMİ (DİL BİLGİSİ)
En basit şekliyle bildirim aracı olarak tanımlanan dilin farklı tarifleri yapılmıştır. Mesela; Prof. Dr. Muharrem Ergin'e göre dil :“İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasıta; kendi kanunları içinde yaşayan ve gelişen canlı bir varlık ;milleti birleştiren,koruyan ve onun ortak malı olan sosyal bir müessese; seslerden örülmüş muazzam bir yapı; temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli antlaşmalar ve sözleşmeler sistemidir.” “Bir toplumu oluşturan kişilerin düşünce ve duygularının o toplumda ses ve anlam bakımından ortak öğeler ve kurallardan yararlanarak başkalarına aktarılmasını sağlayan çok yönlü ve gelişmiş bir sistem. ”(Prof. Dr. Zeynep Korkmaz) “İnsanların meramlarını anlatmak için kullandıkları bir sesli işaretler sistemidir.” (Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu) “Dil,insanların aralarında haberleşmelerini,duygu ve düşüncelerini, arzularını,isteklerini bir takım mesajlarla birbirlerine nakletmelerini temin eden her çeşit işaretler topluluğuna verilen isimdir.”(Prof. Dr. Ayhan Songar) “İnsanların duygularını ve düşündüklerini bildirmek için kelimelerle,yazıyla veya işaretlerle yaptıkları anlaşma,lisan.” (Türkçe Sözlük,TDK) Bu tanımlardan sonra dilin mahiyetini iyice kavramak için dilin özelliklerini bilmeye ihtiyacımız vardır. Esasen dilin özellikleri bu tanımların açılımıyla aynıdır: Dilin Özellikleri 1. Anlaşma aracıdır: Dilin birinci ve asıl fonksiyonu anlaşma aracı olmasıdır.” Ancak onun vasıtalığını yanlış anlamamak lâzımdır. Zira dil,tabiî bir vasıtadır. Gelişigüzel bir vasıta,maddî bir vasıta,gelip geçici iğreti bir vasıta,bir alet değildir. Dil,canlı bir vasıta gibidir. İnsanlara, fertlere hizmet eder; fakat insanların, fertlerin keyfine tâbi değildir. İnsanlar, onu istedikleri biçime sokamazlar, ona değişik bir şekil veremezler. Onu olduğu gibi kabul etmeğe,onun hususiyetlerine dikkat etmeğe,onun tabiatına uymağa, onun kanunlarına boyun eğmeğe mecburdurlar. Dilin bütün hayatı kendiliğinden oluşur. Onun doğuşu ve ortaya çıkışı da, tabiî şekilde vuku bulmuştur, hayatı ve kullanılışı da,tabiî bir şekilde cereyan eder.” İnsanlar aynı mekânda saatlerce,günlerce,aylarca,hatta yıllarca birlikte kalsalar bile duygu ve düşüncelerini belirtmedikleri zaman aralarında bir mesaj akışı sağlanamaz. Duygular,düşünceler,istek ve arzular ancak açığa vurmak suretiyle başkalarına taşınabilir. Bu ise iletişimi ortaya çıkarır. İletişim,bir duygunun, bir düşüncenin bir zihinden başka bir zihne aktarılmasıdır. İnsanlar, aralarında iletişimi sağlamak için çeşitli metotlardan faydalanırlar: Dil,işaretler,jest ve mimikler...vb. gibi. Çağın teknik gelişmelerine göre bunlara başkaları da ilave edilebilir. Ancak şu bir gerçektir ki insanlar arasında anlaşmayı sağlayan en kolay ve en etkili anlaşma aracı dildir. İnsan,en mükemmel varlık olduğu için,onun kullandığı anlaşma aracı da,kendi tabiatına uygundur. 2. Tabilik : Dilin en önemli özelliklerinden birisi de tabiî bir varlık oluşudur. Toprak tabiî, at, tabiî; araba ise yapmadır. Biz,toprak yapamayız,ama toprağı ihtiyacımıza göre şekiller vererek kullanırız:Ker***,kiremit,tuğla...gibi. Araba ise yapmadır. Bu yüzden ona istediğimiz rengi,şekli,kısaca her tasarımı verebiliriz. Ya ata? Ata istediğimiz şekli vermeye kalkarsak atı da kaybederiz. Dil de tıpkı at gibi tabiîdir,yani yapma değildir. Dil yapma olsaydı,insanlar farklı farklı dillerle konuşmak ve yazmak yerine ortak bir dil yaparlar,onu kullanırlardı. Nitekim Esperanto da bu sebeple kullanılamamıştır. 3. Kuralları vardır: Her dilin kendine özgü kuralları vardır. Bu kurallar dilin tabiatından ortaya çıkmaktadır. Daha açık bir ifadeyle söylemek gerekirse biz önce kuralları koyup bu kurallara göre dili şekillendirerek konuşmuyoruz. Mevcut kuralları ,dilin tabi yapısından tespit ediyoruz. Mesela; Türkiye Türkçesinde fiilin şimdiki zamanda yapıldığını belirtmek için - yor ekini kullanıyoruz. Bizim bu eki değiştirmek gibi bir tasarrufumuz olamaz. Dilin yapısı,kuralları ve kelime hazinesi,milletin anlayışı,dünya görüşü ve felsefesiyle yakından Dilin yapısı,kuralları ve kelime hazinesi,milletin anlayışı,dünya görüşü ve felsefesiyle yakından hareketli bir hayat yaşayan bir milletin meramını anlatmak için zamanı yoktur. Bu sebeple yerine göre gel, sor,al,yaz,bil ... kelimeleri bir isteğin ifadesi için yeterli olmaktadır. 4. Canlıdır: Dil, kendi kanunları içerisinde yaşayan canlı bir varlıktır. Canlıların ortak özelliklerinden olan doğma,büyüme ,gelişme gibi özellikler dil için de geçerlidir. Ahmet Haşim dilin kelimelerini yapraklara benzetiyor. Yapraklar ilkbaharda büyümeye başlıyor,yazın hâlâ dallardadır. Sonbaharda yapraklara benzetiyor. Yapraklar ilkbaharda büyümeye başlıyor,yazın hâlâ dallardadır. Sonbaharda kelime ihtiyaçtan ortaya çıkıyor bir süre kullanılıyor ve belli bir zaman sonra kullanımdan kalkıyor. Mesela; kağnı'nın kullanımdan kalkmasıyla birlikte kağnı kelimesi ve kağnıyı oluşturan parçaların her birine verilen adlar da kullanımdan kalkmaktadır. Yalnız bu demek değildir ki şimdi her birine verilen adlar da kullanımdan kalkmaktadır. Yalnız bu demek değildir ki şimdi kendi zamanının dilidir. Hiç kimse geçmiş bir devrenin de, gelecek bir zamanın da dilini kullanamaz.” Ölü bir kelimeyi zorla günlük dile sokmaya çalışmak bir ölüyü diriltmeye benzer ve bir netice vermez. Mesela, aslı Arapça olan kitab kelimesini biz kitap şeklinde kullanıyoruz. Eski Türkçe'de kitabı ifade eden bir betik kelimesi varsa biz bu kelimeyi niçin kullanmıyoruz , demek dilin canlılık özelliğine uymaz. 5. Gizli anlaşmalar sistemidir: Dilin doğuşu konusunda çeşitli teoriler ortaya atılmıştır ve bu değerlendirmelerle ilgili tartışmalar da devam etmektedir. Acaba ilk insanlar nasıl anlaşıyorlardı? Niçin milletlerin dilleri farklı farklıdır? gibi soruların sayısını artırabiliriz. Bunun gibi sorulara verilecek cevaplar da birbirinden farklı olacaktır. Şurası bir gerçektir ki bir dildeki kelimeler ve kelime dizileri konusunda o milletin bütün fertleri tarihin bilinmeyen döneminde gizli bir anlaşma yapmışlardır. Aynı nesne için Türkler taş derken Araplar hacer, Farslar seng, Ruslar kamin ,İngilizler stone demişlerdir.” Böylece her kavmin ayrı bir dili olmuştur. seng, Ruslar kamin ,İngilizler stone demişlerdir.” Böylece her kavmin ayrı bir dili olmuştur. ve temayüllerinin ayrılığındandır. Her millet kainatı kendisine göre seslendirmiş,aynı eşyaya her millet ayrı seslerle karşılık icat etmiştir. 6. Milletin ortak malıdır: “Kendi kanunları içinde yaşayıp giden tabiî ve canlı bir varlık olarak dil, insanın üzerinde,ferdin üstünde daima müstakil bir hüviyete,ayrı bir benliğe sahiptir. Dil bazı insanların veya zümrelerin değil ,bütün bir milletin ortak malıdır. O yalnız yaşayan neslin değil,ecdadın da,torunların da üzerinde hakkı olan derinliğine ve genişliğine bütün bir millet malıdır,millet emanetidir,millet mirasıdır,millet istikbalidir. 7. Sosyal bir kurumdur: Dil tek tek fertleri değil bütün bir milleti ilgilendirir. Millet olmanın da birinci vasfı aynı dili konuşmaktır. Milletin sahip olduğu değerler içerisinde dil birinci sırayı almaktadır. İnsanın,milletin sosyalliği kadar dil de sosyaldir. Tekil Mesaj |
|||
|
13-11-2007, 12:01 AM
RE: Dil Bilimi (Dil Bilgisi) Mesaj: #2
|
|||
|
|||
|
RE: Dil Bilimi (Dil Bilgisi)
Dil bilimi, genel anlamıyla, önce her tür ve her düzeydeki dilleri araştıran ve inceleyen, bu dillerle ilgili genelceleri bulmaya çalışan, bu yolda yöntemler geliştiren bilim dallarının ortak adı olarak alınmıştır. Bu bilim dalının en önemli özelligi, buyurucu degil, belirleyici olmasıdır. Daha somut bir örnekle açıklarsak; bir hekim için, anatomi bilimi neyse; bir dil ögreticisi için dil bilimi de odur. Bilindigi gibi anatomi bilimi de buyurucu degildir ve olamaz. O, organların yapılarını, yapı ilişkilerini, görev ve işlevlerini inceler, saglıklı ve saglıksız durumlarını belirler. Hekimlik bilgisi ise buyurucudur; saglıksız vy kusurlu sayılan bir durumun düzeltilmesi için zamana ve şartlara göre yapılması gereken şeyleri buyurur. Hekim de bu buyrukları yerine getirmeye çalışır.
Dil bilimci, belli bir kullanım alanı ve düzeyi için, belli bir dili vy dilleri inceler; bu dilin vy dillerin ifade inceliklerini belirlemeye çalışır; söz konusu dili vy dilleri gerektiginde başka dillerle karşılaştırır; gerekiyorsa belli bir dilin ifade gücünü artırmanın yollarını göstermeye çalışır. Dil ögreticisi, dil bilgisi ögretmeni ise, belli bir dilin benimsenmiş kurallarını belletmeyi ve uygulatmayı görev edinmiştir; onun için olandan çok, olması gereken önemlidir. Nasıl hekimlik bilgisi, anatomi biliminin uygulama alanlarından biriyse, dil bilgisi de, dil biliminin uygulama alanlarından birisidir. Canlılarla canlı sayılabilecek varlıklar (örn.: insan - makina) arasındaki iletişim kuralları, her makinanın "kullanım kılavuzu"nda gösterildigi gibi; canlılarla cansızlar (örn.: insan - fizikoşimik dünya) arasındaki iletişim kuralları da çeşitli bilim dallarının "uygulama kaynakları"nda ele alınır. İnsanla insan arasındaki iletişim kurallarının sözlü, özellikle sözlü dil üzerine kurulmuş yazılı bölümü ise "dil bilgisi çalışmaları"nın konusunu oluşturur. Dil bilimi konusunda yeteri kadar bilgisi olmayan dil bilgisi uzmanları için, dil, bütün etkinlikleriyle büyülü bir varlık görünümü kazanır. Bazıları onun canlı olduguna inanır. Bazıları, onu ulus olmanın tek ve yeterli şartı sanır. Hal bu ki, dil, büyülü degil, büyülemek için de kullanılan bir araçtır. Canlıların en belirgin özelligi, dogmak, yaşamak ve ölmektir. Dil ise, dogmaz; yapılır; ona, kullanıcılarının müdahale hakkını, aralarındaki iletişimin ihtiyaçları belirler. Yaşamak ise, dil için, kullanımda olmak demektir. Dil, ölmez de, ama aşırı müdahalelerle bir ölçüde bozulabilir. Yine de, dil, insan oglunun kullandıgı takımlar arasında yapma ve bozma özelligi en fazla olanlarından biri olmasına ragmen, en az bozulanı ve onarımı en kolay olanlarından biridir de. Dil için ölmek, kullananları belki öldügü için, kullanımdan kalkmış olması demektir. O halde dil canlı da degil; canlılar arası iletişimi saglamakta kullanılan bir araçtır. Dil birligi, ulus olmak için yeterli degil; ulus olarak kalmak için gerekli şartlardan biridir. Tarihin akışı içerisinde çeşitli sebeplerle oluşan sosyokültürel şartlar bazan degişik dilleri kullanan insanları birlikte yaşamaya zorlar. Birlikte yaşayan insanlar, biribirleriyle kaynaşarak ulus olmayı amaçladıklarında ortak bir dili de benimserler. Bazan bir yabancı dilin inceliklerini ana dilimizden, kültürünü kendi öz kültürümüzden daha iyi ögrenmiş olmamıza ragmen, o dilin ve kültürün sahibi olan ulustan olamayız. Çünkü, dili ve kültürü edinmek akıl işi, kendisini bir ulustan hissetmekse gönül işidir. Dil bilimi konusunda yeteri kadar bilgisi olmayan dil bilgisi uzmanları için, dilin ögeleri şekil olmaktan kurtulup asıl görevleri olan anlam taşıma düzeyine ulaşmakta güçlük çekerler. Bunlar için, "Ders+//+i+ñ+i çalış-//-t+ı+//+ñ mı sınıf+//+ı+ñ+ı geç-//-ecek+//+sin." cümlesindeki "çalış-//-ır+//-sa+ñ"ın eşdegeri "çalış-//-t+ı+//+ñ mı", "çalış-" eyleminin "görülen geçmiş zamanının 2. teklik kişisinin soru şekli"dir. "Ev+//+den gel-//-i+yor+//+um." "Ögren-+ci+//+ler+i+m+den bir+//+i+n+i gör-//-d+ü+//+m." "Kahve+//+ø+ñ+iz+den bir+//+i+si iç-//-miş." "Ben+//+den büyük+//+sün+üz." ....... cümlelerindeki "+den" eki, "ablatif/ayrılma/ / /den/ vs. hali" ekidir. Bunlar "gel-//-me-//+m" , "gel-//-me-//+yiz" çekimli şekillerinde "geniş zaman" ekine ne oldugunu açıklayamazlar. "okul çanta+//+sı"ndaki "+sı"yı, bir zamanlar benim de yaptıgım gibi, "iyelik 3. teklik kişi eki" sanırlar. Bunlar için, "Bu kitab+//+ı sen de oku-//-muş+//+sun+dur." cümlesindeki "+dur" eki "bildirme 3. teklik kişi eki"dir ve İngilizcedeki "is"in, Fransızcadaki "est"nin, Almancadaki "ist"in karşılıgıdır. Bunların önemli bir kesimi "ses"le "harf"i ayıramazlar. Bu yüzden, yazı devrimimizin başlıca nedeni olarak, bin yılı aşkın bir süre Türkçeyi yazmakta kullanılmış Arap harflerinin Türkçenin seslerini karşılamakta yetersiz oldugunu ileri sürer; gerçekleri araştırmayı düşünemezler. Bunların yazdıklarında "sesli harf" ve "sessiz harf"ler vardır. "sagır kef", "nazal nun", "geniz 'n'si"; "gırtlaklı/bogazlı/hırıltılı hı" gibi ne ifade ettigi açık olmayan ses bilgisi terimleri kullanılmıştır. Tekil Mesaj |
|||
|
13-11-2007, 12:02 AM
RE: Dil Bilimi (Dil Bilgisi) Mesaj: #3
|
|||
|
|||
|
RE: Dil Bilimi (Dil Bilgisi)
DİL BİLİMİ TÜRK YAZI DİLİNİN GELİŞMESİ VE TARİHİ DÖNEMLERİ
Eski Türkçe: Türkçe''nin ilk dönemidir. Başlangıçtan, 12-13. asra kadar olan zamanı içine alır. Türkçe''nin ele geçmiş ilk büyük eserleri, 8. asrın ilk yarısında yazılmış olan Orhun Abideleridir. Fakat, bu abideler, çok işlenmiş bir dille yazılmıştır. Bundan, Türk yazı dilinin başlangıcının birkaç asır daha önceye çıktığını anlıyoruz. Orhun Abideleri''nin dilini, Danimarkalı bilgin Thomsen çözmüştür. Bu abidelerdeki metinlerin büyük bir kısmı, Prof. Dr. Muharrem Ergin tarafından Türkiye Türkçesi''ne aktarılmıştır. Türk yazı dilinin ilk dönemi, Eski Türkçe''dir. Bundan daha önceki dönem ise, Türkçe''nin karanlık dönemidir. O dönem, artık Eski Türkçe''nin, Çuvaşça ve Yakutça ile bunlardan daha ileride, diğer Altay dilleri ile birleştikleri dönemdir. Orta Türkçe: Kuzey-Doğu Türkçesi: Orta Asya''da ve Hazar Denizi''nin kuzeyinden yayılan Türklük kolunun gittiği ülkelerde, Eski Türkçe''den sonra kullanılan yazı dilidir. Eski Türkçe''nin devamı niteliğindedir. Eski Türkçe''nin, Orta Asya''da ve kuzeydeki yeni yazı dillerine bir geçiş safhası durumundadır. Bu yazı dili, 13 ve 14. asırlarda kullanılmıştır. 15. asırda; içindeki iki kol iyice farklılaşarak, bu yazı dili, Kuzey Türkçesi ve Doğu Türkçesi olarak ikiye ayrılmıştır. Kuzey Türkçesi: 15. asırdan zamanımıza kadar gelen ve Kuzey Türklerinin kullandığı yazı dilidir. Bu yazı dili, Kıpçak şivesine dayanır. Bu sebeple, Kuzey Türkçesine, Kıpçak Türkçesi ve Tatar Türkçesi de denmektedir. Doğu Türkçesi : 15. asırdan zamanımıza kadar gelen ve Orta Asya Türklerinin kullandığı yazı dilidir. Çağatay Türkçesi ismiyle de anılır. Bugün, yerini modern Özbekçe''ye bırakmıştır. Doğu Türkçesi, Doğu ve Batı Türkistan şivesine dayanır. Batı Türkçesi: Eski Türkçe döneminden sonra ortaya çıkan, iki yeni yazı dilinden biridir. Hazar Denizi''nin güneyinden, batıya yayılan Batı Türklerinin kullandığı yazı dilidir. 13. asırdan günümüze kadar devam etmektedir. Batı Türkçesi, Oğuz şivesine dayanır. Bu sebeple, Oğuzca ismiyle de anılır. Türklüğün, en büyük ve en verimli yazı dilidir. Azerî Türkçesi-Osmanlı Türkçesi: Oğuz Türklerinin vatanı; Hazar Denizi''nden, Orta Avrupa''ya ve Kırım''dan, Afrika''ya kadar çok geniş bir sahaya yayıldığı için; zamanla Oğuzca içinde, Doğu ve Batı Oğuzca olarak iki saha belirmeye başlamıştır. Doğu Oğuzcası, Azerî Türkçesi; Batı Oğuzcası ise Osmanlı Türkçesi''dir. Aradaki fark; Azerî Türkçesine, bilhassa Kuzey ve Doğu Türkçelerinden, bazı tesirlerin daha fazla gelmiş olmasından doğmuştur. Fakat; Azerî ve Osmanlı Türkçeleri arasındaki bu olmamış ve hepsi de yazıya geçmemiştir. Onun için, Azerî ve Osmanlı Türkçeleri, Batı Türkçesi olarak tek bir yazı dili teşkil ederler. Doğu Oğuzcası, yani Azerî Türkçesi; Azerbaycan, Kafkasya, Doğu Anadolu ve Kuzey Irak sahalarında; Osmanlı Türkçesi ise; Orta ve Batı Anadolu, Kıbrıs ve Rumeli ile Balkanlarda konuşulur. Batı Türkçesinin Gelişmesi: Batı Türkçesi, kendi içinde üç döneme ayrılır. 1. Eski Anadolu Türkçesi: Batı Türkçesi'nin ilk dönemidir. 13-15. asırları içine alır. Eski Türkçe''nin izlerini taşır. Bu bakımdan, Batı Türkçesine bir geçiş dönemidir. Dolayısıyla, batıdaki Orta Türkçe dönemidir. Arapça ve Farsça unsurlar, henüz fazla değildir. Fakat, yabancı terkipler kullanılmaktadır. Selçuklular, Anadolu Beylikleri ve ilk Osmanlıların yazı dilidir. Azerî ve Osmanlı saha farkları, henüz belirgin değildir. 2. Osmanlı Türkçesi: Batı Türkçesi'nin ikinci dönemidir. 16. asırdan, 20. asrın başına kadar devam eder. Eski Türkçe''nin izleri artık kaybolmuş, yeni gramer şekilleri yerleşmiştir. Arapça ve Farsça unsurlar, kelime ve terkipler, pek çok artmış ve terkipler katmerlenmiştir. Öyle ki, Türk yazı dili âdeta; Türkçe, Arapça ve Farsça''dan kurulu üçüzlü bir dil hâline gelmiştir. Bu karışık dil; İstanbul''un fethinden, Osmanlı İmparatorluğu''nun sonuna kadar, imparatorluğun yazı dili olarak, beş asra yakın bir ömür sürmüştür. 3. Türkiye Türkçesi: Batı Türkçesi'nin üçüncü dönemidir. 1908 meşrutiyetiyle başlar. Bugün, bu dönemin içinde bulunuyoruz. Türkçe, gramer yapısı bakımından Osmanlı Türkçesinden farksızdır, yeni gramer şekillerini taşır. Yabancı unsurlar bakımından da, terkipsiz Türkçe dönemidir. Arapça ve Farsça terkipler atılmıştır. Arapça ve Farsça kelimeler de, gittikçe azalmaktadır. Tekil Mesaj |
|||
|
13-11-2007, 12:02 AM
RE: Dil Bilimi (Dil Bilgisi) Mesaj: #4
|
|||
|
|||
|
RE: Dil Bilimi (Dil Bilgisi)
DİL BİLİMİ(LEHÇE TASNİFLERİ)
Eski ve özellikle yeni Türk lehçelerinde gördüğümüz fonetik ve gıramer farklarını göz önüne alan uzmanlar, en eski çağlardan başlayarak bu lehçeleri tasnife çalışmışlardır. Bu yolda yapılan ilk deneme olarak Kaşkarlı Mahmud''un yaptğı tasnif gösterilebilir. Divanü Lügati''t Türk yazarı 11. yüzyılda yaşayan Türk boylarını coğrafi durumuna göre sıralamakla kalmamış, dillerinin ses ve gıramer özellikleri üzerine de bir takım bilgiler vermiştir. Kaşgarlı Mahmud''un bu gözlemleri daha sonra yetişen Türkologların çalışmalarında da sağlam bir dayanak olarak değerlendirilmiştir. Türk boylarının coğrafi durumlarını göz önünde tutan Kaşgarlı Mahmud , Kırgız, Yabaku, Kay, Basmıl, Yağma, Çigil, Uygur, Çomul, Çaruk, Başkurt, Kıpçak, Oğuz, Yimek, Suvar, Bulgar ve Peçenek gibi bir takım boyların adlarını saymıştır. Kaşgarlı Mahmud, çağdaş Türklerin dilleri üzerine birçok bilgiler vermişse de Suvar ve Bulgarların dili üzerine topladığı veriler çok azdır. Divanü Lügati''t Türk yazarı Hazarlar'ın dili üzerine de bilgi vermemiştir. Wilhelm Radloff''un Tasnifi Türkolojinin kurucularından W. Radloff, Phonetik Der Nördlichen Türksprachen (Leipzig 1882 ) adlı eserinin V . Bölümünde çağdaş Türk lehçelerini dört gurupta toplamıştır. 1.Doğu diyalektleri; 2. Batı diyalektleri; 3. Orta Asya diyalektleri; 4. Güney diyalektleri. I. Doğu diyalektleri. 1. Asıl Altay diyalektleri 2. Baraba diyalekti 3. Kuzey Altay diyalektleri 4. Abakan diyalektleri 5. Küerik diyalekti 6. Soyan diyalekti 7. Karagas diyalekti 8. Uygur diyalekti II. Batı diyalektleri. 1.Kırgız diyalekti 2.Irtış diyalektleri 3.Başkurt diyalektleri 4.Volga veya Doğu Rusya diyalektleri III. Orta Asya diyalektleri. 1.Tarançi diyalekti 2.Hami diyalekti 3.Aksu diyalekti 4.Kaşgar diyalekti 5.Yarkent diyalekti 6.Çagatay diyalekti IV. Güney diyalektleri. 1.Türkmen diyalekti 2.Azerbaycan diyalekti 3.Kafkas diyalektleri 4.Anadolu diyalektleri 5. Kırım diyalekti 6. Osmanlı diyalekti Tekil Mesaj |
|||
|
13-11-2007, 12:03 AM
RE: Dil Bilimi (Dil Bilgisi) Mesaj: #5
|
|||
|
|||
|
RE: Dil Bilimi (Dil Bilgisi)
DİL BİLİMİ(TÜRKÇEYE BENZEYEN BAŞKA DİLLERDEN GELMİŞ SÖZCÜKLER)</B>
1- metelik: Sondaki -lik eki, Türkçe sözcük çağrışımı yapıyor; "yemeklik yağ"daki gibi... Aslı ise batı dillerinden geliyor: İngilizce''de, metallic; yani metal para... Biz kullanırken baştaki bölümü de bir Türk ismiyle (mete) değiştirip kullanagelmişiz. 2- isterik: Biliyorum ki birçok kişi bu hatalı biçimiyle kullanmıyordur bu sözcüğü. "Histeri" nöbetlerine tutulan kişinin aldığı sıfattır ve İngilizce'de "histerical" denir. Başarısızlığa ve bir şeyi elde edememeye dayanamama ve aşırı sinirlenme gibi (ruhbilimci değilim) etkileri olan bir ruh hastalığı olan kişi "histerik" olarak anılır. Oysa Türkçe''de "isteme" ile bağ kurulması ve "bir şeyi çok isteyen" anlamında kullanılması da çok yaygındır. Hatta bazen, "isterik kadın" lafı oldukça aşağılayıcı bir mantıkla kullanılır. 3- bendeniz: Bu sözcüğün ne "ben" adılıyla, ne de "deniz"le bir ilgisi yoktur; ancak sondaki "-niz" eki Türkçe''dir. "Bende", Farsça''da, "kul, tutsak" demektir. Yani kişi kendini sunarken - eski dönemlerin aşırı nezaketiyle -, "Ben kulunuz X kişi," diye sunar ya; bu da öyle konuşmalarla geçmişten günümüze gelmiş. Bu açıklama gösteriyor ki, "Ben bendeniz X kişi," demek doğru olur ve yalnız kendimizi değil başkalarını da, "Bu da naçizane bendeniz Y," diye sunabiliriz (tabii Y''nin affına sığınarak). Neyse, bu sözcüğe bu kadar açıklama fazla bile... 4- kaldırım: Bunun "kaldırmak" ile bir ilgisi var gibi görünse de (otoyolun yükseğinde olması açısından), asıl kökeni Rumca''dır. Rumca''da "kali", "iyi" anlamındadır (kalimera: günaydın, iyi günler). "Dromos" (sondaki "s" genelde okunmaz) ise "yol" anlamını taşır. Yani kali-dromos: iyi-yol; yani yürümeye elverişli, taşsız, tozsuz, çamursuz yol... 5- sütyen: Genelde ilişki kurulmasa da, bu sözcük "süt-meme" ilişkisini çağrıştıracak bir yapıda kullanılmaktadır. İtiraf etmeliyim ki ben küçükken bu iç çamaşırının - isminden dolayı - sütün dış giysiye sızmasını engellemeye yaradığını sanıyordum. Asıl kökeni Fransızca''daki "sous tien"dir ("aşağıdan tutan" anlamında). Okunuşu: sutien. 6- lahmacun: Bu sözcüğün "macun"la ilgisi dolaylıdır. Arapça''da "acin" yoğrulmuş (macun o kökten gelir), "lahm" ise "et" demektir. Lahm-i acin: yoğrulmuş et... 7- boğa yılanı: Bu yılan, avını boğarak öldürmesi ve belki de boğa gibi iri ve güçlü olmasından dolayı, ismi Türkçe sanılmaya oldukça yatkın olan ilginç bir örnektir. Oysa aslı, şimdi kesinlikle hatırlayamayacağım bir Afrika dilinden geliyor: boa... Sondaki "yılanı" sözcüğü gereksiz... Kobra, piton der gibi, boa!.. 8- vapur: İngilizce "vapour" (buhar) sözcüğünden geliyor. Önceleri buharlı gemilere verilen ingilizce isimden... Aslında, dilimizde batı dillerinden uyarladığımız sözcüklerin genelde fransızca okunuşunu kullandığımızdan bunu da "vapor"dan uyarlamışız. 9- anahtar: Bu sözcüğün kökü, yunanca "anihto" (açmak) eylemidir. "Anihtiri" ise "açmaya yarayan" anlamındadır; yani "anahtar"... Yunanca kökenli sözcükler aslında dilimize Anadolu''da konuşulan ("konuşulmuş olan," demek daha doğru olur sanırım) Rumca''dan geçmiştir. Gerçekte iki dil biririne çok benzese de, Rumca''daki birçok sözcük Yunanlar''ca bilinmez. Bu yüzden bu sayfalardaki birçok grekçe sözcüğe "Yunanca kökenli" demek yerine "Rumca kökenli" demeyi yeğleyeceğim. Bu durumda ise "Anadolu Rumları''nın dili" anlaşılmalıdır. 10 - kilit: Yine Rumca''daki "kleo" (kapatmak) eyleminden türeyen "kleidi" ("klidi" diye okunur; "kapamaya, kilitlemeye yarayan" anlamında...) sözcüğünden gelmektedir. Tekil Mesaj |
|||
|
« Önceki Konu | Sonraki Konu »
|






