|
Full Forum Net TR
Kayıp zamanlar ve Antakya
|
|
07-07-2007, 03:17 AM
Kayıp zamanlar ve Antakya Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
Kayıp zamanlar ve Antakya
Özellikle son yüzyılda modern kozmoloji, arkeoloji, jeoloji ve antropoloji bilimlerinin gelişmesi sonucunda ortaya çıkarılan önemli bulgular günümüz insanını şaşırtmaya devam ediyor. İnsanoğlu bir yandan modern kozmoloji vasıtasıyla, hızla evrenin gizemini çözmeye çalışırken bir yandan da kendi geçmişiyle ilgili araştırmalarını her gün yeni boyutlara taşıyor. Bilim adamları keşif diye ortaya koydukları bu bulgulara sadece modern tekniklerle ulaşmıyorlar, eski çağlardan günümüze ulaşan antik hikayelerden yani mitlerden de faydalanıyorlar. Bir zamanlar efsane nazarı ile bakılan hikayelerin gün geliyor gerçek olduğu ortaya çıkıyor.
Bütün bu çabalar geçmişi günümüze bağlayan yollarda hala gizemini koruyan antik uygarlıkların bilinmezlerinin ortaya çıkarılmasıyla ilgili. Tarihe zaman cetveli dersek, aradaki boşluklara ben Kayıp Zamanlar diyorum. Antakya Kayıp Zamanlara sahip, dünyada ender şehirlerden birisi ve bu kent hayatım boyunca benim için hep sürprizlerin, gizemlerin başkenti olmuştur. Başlangıçta bunu sadece orada doğmuş, büyümüş olmanın verdiği bilinçsiz bir aidiyet duygusu zannediyordum. Düşüncelerim zamanla yerini çocukluğumun geçtiği bu şehri daha fazla tanımaya, araştırmaya yöneltti, her fırsatta yaptığım okumalarımda, incelemelerimde gördüm ki uygarlık tarihinin gelişiminin birçok safhasında Antakyanın önemli bir misyonu vardı ve birbirinden bağımsız, alakasız gibi görünen olaylar bir şekilde Antakya üzerinden birbirleriyle ilintili hale geliyorlardı. Antakya benim için artık Kayıp Zamanların başkentiydi. Bu araştırmada İ.Ö 41.000 den itibaren (bugün için) efsane uygarlık Atlantis de dahil olmak üzere insanlık tarihinin kayıp zamanlarının yollarının Antakyada nasıl kesiştiğini okuyacaksınız. ANTAKYAYA DOĞRU Antik çağa ait birçok efsane zamanla önemini yitirmiş olmasına rağmen Mu ve Atlantis Efsaneleri dünya çapında antik kültürün çatısını oluşturmuşlardır. Antik uygarlıklarla ilgili akademik programların dışında çalışmalar yapan araştırmacılarla bilim adamları arasında zaman zaman büyük görüş ayrılıkları olmakla birlikte birbirinden bağımsız gibi görünen bu çalışmaların nihai sonuca varmada hızlandırıcı etki yaptıkları şüphesizdir. Bilimsel bilgi araştırmalarını sürekli olarak gözden geçirir ve buluşlarını somut verilere dayandırmak ister. Yapılan keşiflerle, Antakya dünya uygarlık tarihinin gizemlerinin çözülmesinde 19. yüzyılın başından itibaren tarih öncesi çağ araştırmacılarının ve bilim adamlarının nadide bir laboratuarı haline gelmiştir. ATLANTİS NEREDE? İnsanoğlunun yüzyıllardır ilgi odağı olmaya devam eden Atlantis efsanesi ilk olarak Platonun diyaloglarında geçer. İ.Ö 421 yılında Sokratesin evinde yapılan felsefi bir sohbette Atinalı devlet adamı Kristias Ünlü Yunanlı şair Solonun Mısırda bulunduğu sırada Mısırlı bir rahibin aktardığı bilgilerden yola çıkarak İ.Ö 9.000 yılında gerçekleştiği sanılan Atlantis efsanesi olayını dedesi Dropidese aktardığını anlatır. Bu toplantıda Sokratesin talebesi olarak bulunan ve notlar alan Plato daha sonra yazmış olduğu diyaloglarında Atlantis efsanesinden bahseder. Efsaneye göre Cebelitarık boğazının önünde Atlantik okyanusunda Atlantis isimli dev bir ada vardı. Adanın sakinleri çok yüksek bir medeniyet seviyesine ulaşmışlar: Batı Akdenizden Avrupaya ve Amerikaya ulaşan büyük bir imparatorluk kurmuşlardı. Zaman içinde güçlerine güç katan Atlantisliler Yunanistan ve Mısırda dahil olmak üzere tüm Akdeniz ülkelerini ele geçirmek amacıyla yaptıkları son seferde Helenlerle savaşa tutuştular ancak Helenlerin güçlü direnişi karşısında savaşı kaybettiler ve neticede Akdenizdeki hakimiyetlerini de yitirmiş oldular. Efsaneye göre bu savaştan kısa bir müddet sonra bütün Akdeniz bölgesi tufanlar ve depremlerle sarsıldı, binlerce insan hayatını kaybetti Atlantis adası denize gömülerek yok oldu. İnsanlık tarihini derinden etkileyen Atlantis efsanesi 1882 yılında Amerikalı araştırmacı Ignatus Donnellynin yazdığı Atlantis Tufan Öncesi Diyar adlı eserinden sonra dünya mitolojisine ve antik geçmişe ilgi duyan araştırmacıların ve bilim adamlarının gündeminde yeniden ilk sıraya oturdu, birçok kurgu romanında konusu oldu. Araştırmacı Kemal Menemencioğluna göre Jules Verne, H. G. Wells ve Conan Doyle gibi tanınmış yazarlar romanlarında Atlantis konusunu işlediler. Bunların haricinde klasik tezden uzaklaşıp Atlantisin İsveç'te, İsrail'de, Kuzey Kutbu'nda, Spitzbergen adasında, Amerika'da, İspanya'da, Tunus'ta, Kafkasya'da, Almanya'da ve son olarak Thera veya Santorini adasında ve daha başka yerlerde olduğunu iddia eden eserler yazıldı. Bu eserlerin sayısı binlerle ifade edilmektedir. Atlantis efsanesi Amerikalı araştırmacı Robert Sarmast ile yeni boyut kazandı 1990 yılından beri Atlantisin yeri konusunda araştırmalar yapan Robert Sarmast: Platonun ünlü diyalogları Critias ve Timaeusda ifade ettiği yaklaşık 50 fiziksel işaretten yola çıkarak çalışmalarını Kıbrıs yayı ve Levantine havzası olarak tarif edilen Doğu Akdeniz kıyılarına kaydırdı. Bölge ile ilgili olarak Amerika Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresinin (NOAA) hazırlamış olduğu haritalardan ve veritabanlarından faydalanan Sarmast bu bilgilerin yeterli olmadığını görünce dünyaca ünlü Jeofizikçi Dr. John K. Hall ile işbirliğine gitti. Dr. Hall, Sarmasta 1980 li yıllarda bir Rus petrol gemisi tarafından Doğu Akdenizde deniz tabanından toplanan dijital verileri iletti. NOAA ve Dr. Hall dan gelen verileri birleştiren Sarmast bölgenin 3 boyutlu ve bathymetric (derinlik ölçü birimi) haritalarını çıkarttı. Sarmasta göre Atlantis Kıbrıs, Suriye arasında idi ve batan kıtanın en üst noktası ise bugünkü Kıbrıstı. Sarmast Discovery Of Atlantis isimli ünlü eserinde Atlantisin bu bölgede olmasını güçlendiren bulguları ve nedenlerini açıkladı. Sarmastla yaptığım muhtelif yazışmalarımda araştırmalarında İskenderun körfezinde özellikle Arsuz, Samandağ kıyılarını ve Antakyayı göz ardı etmemesini vurguladım, bölgede devam eden bilimsel çalışmalar hakkında bilgi verdim, dokümanlar yolladım. Bana göre efsane uygarlık Atlantis: Kıbrısla Suriye arasındaysa bu alandan yaklaşık 70-80 mil uzaklıktaki Arsuz, Samandağ kıyılarının ve Antakyanın bu oluşumun dışında olmasına imkan yoktu. Robert Sarmast Akdenizde Güney Kıbrıstan Suriyeye doğru 50 mil mesafede Atlantisi keşfetmek için çalışmalarını sürdürürken, bu bölgede deniz yüzeyinden yaklaşık 1500 metre derinlikte Atlantisle ilgili kalıntılara ulaştığını dünya kamuoyuna açıklamış ve bu beyanı tüm dünyada heyecanla karşılanmıştır. Muhtemeldir ki Sarmastın araştırmaları kısa bir süre sonra Arsuz ve Samandağ kıyılarına uzanacak ve Atlantisin hikayesi Antakyayla kesişecektir. BİLİM ANTAKYADA İŞBAŞINDA İLK BÜYÜK UYGARLIK ANTAKYADA MI? (ÜÇ AĞIZLI MAĞARASI) Ankara Üniversitesi öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Enver Bostancı ve Prof. Dr. Süleyman Şenyürek 1950li yıllarda başlattıkları araştırmalarda Antakyada ilk yerleşimin İ.Ö 100.000 (Orta Paleolitik Dönem) yıllarına kadar uzandığını tespit ettiler. Bölgede Şenköy, Altınçay ve Samandağ-Çevlikte yaptıkları kazılarda İ.Ö 100.000-40.000 yıllarına tarihlenen el baltaları, kazıyıcılar, satırlar, Homosapiense ait diş ve kemikler buldular. Değerli bilim adamı Prof. Dr. Süleyman Şenyürekin 1961 yılında bir uçak kazasında hayatını kaybetmesine rağmen Prof. Dr. Enver Bostancı araştırmalarını uzun yıllar devam ettirdi. Paleolitik döneme ait araştırmalar 1989 yılında Fransız araştırmacı Dr. Ancelo Manzininin Samandağ-Meydan köyü civarındaki Üç Ağızlı Mağarasını keşfetmesiyle yeni bir boyut kazandı. 1996 yılından itibaren Kültür Bakanlığının denetiminde, Ankara Üniversitesinden Prof. Dr. Erksin Güleç, Doç. Dr. Ayla Sevim, Arizona Üniversitesinden Prof. Dr. Mary Kuhn ve Prof. Dr. Steven Kuhnda dahil olmak üzere yaklaşık 25 kişilik bir ekip Üç Ağızlı Mağarasında çalışmalara başladı. Kazılarda günümüzden 41.000 yıl öncesine kadar inildi (şimdilik). Halen devam eden araştırmalarda Üst Paleolotik dönemde mağarayı kullanmış insanlara ait deniz kabuklarından yapılmış kolye, toka, kemer gibi takı eşyaları, ok uçları, taş aletler ve bunların yanında geyik, vahşi keçi, domuz ve sığır avlarından kalan kemikler bulundu. Prof. Dr. Erksin Güleç İlk bulgulara göre Üç Ağızlı Mağarasındaki arkeolojik serinin, tüm Doğu Akdeniz bölgesindeki en uzun Paleolitik serilerden birisi olduğunu, belirterek mağarada bulunan takıların o kadar eski bir dönemde bu kadar yoğun ve bilinçli kullanımı çok az, takının 41.000 yıl önce bilinçli ve yoğun olarak kullanıldığı anlaşılıyor. Onun için Antakyayı Anadolunun ilk modernlerin ortaya çıktığı yerlerden biri olarak düşünüyoruz diyor. İşin ilginç yönü benzer çağda Türkiyedeki tek kazı alanın, Üç Ağızlı mağarasına 25 km. uzaklıktaki Kanal Mağarasıdır. Prof. Dr. Steven Kuhnın ise Bu güne kadarki en önemi bulguların bazıları, alandaki seri boyunca çok sayıdaki süslemelerin; esas olarak kabuktan kolyelerin ve sallantılı küpelerin varlığına işarettir. Vücut süslemeleri, malzemeleri bir iletişim aracı olarak kullanmak suretiyle bilgi teknolojisinin en erken türünü temsil etmektedir. Boncuk gibi süsler, kullananlardan diğer insanlara bilgi taşımak için kullanılmıştır. diyor. Doç. Dr. Ayla Sevim; Üç Ağızlı Mağarası kazısında elde edilen süs eşyalarının ülkemizde bulunanların en eskisi ve deniz ürünlerinden yapılması açısından da dünyanın ilk örneği olduğunu belirtiyor ve mağarada yörede yaşayan insanın o dönemde külü yatak olarak kullandığına dair buluntularda elde ettiklerini söylüyor. Bilim adamları şimdi Antakya laboratuarının bu köşesinde 41.000 yıl öncesinden geriye sessiz sedasız çalışmaya devam ediyorlar. HİTİTLER, HURRİLER: SÜMERLERE DOĞRU İ.Ö 2500 den başlayarak Anadoluya hakim olan Hind-Avrupa dil topluluğuna kavimler İ.Ö 700 lü yıllara kadar yaklaşık 1800 sene dünya uygarlık tarihini derinden etkilemişler ve başlangıçta Hatti-Hitit beylikleri adıyla anılan bu kavimler İ.Ö 1660 dan itibaren Hitit devletini kurarak Ege kıyılarından Suriye içlerine kadar bütün Anadoluyu kapsayan bölgede büyük bir imparatorluk haline gelmişlerdir. Günümüze ulaşan belgelerde Anadolu medeniyetleri tarihine ait en zengin kaynaklar Hititlerden intikal etmiştir. Boğazköy ve çevresinde uzun yıllardır devam eden kazılarda bulunan binlerce çivi yazılı tablet ve antik materyal geçmişin aydınlatılmasında çok büyük bir öneme sahiptir. İ.Ö 1200 sonlarından itibaren Balkanlardan ve Avrupanın Akdeniz kıyılarından gelen büyük göç dalgası Trakyadan başlayarak Anadolu ve Suriyeye yayılır; Kıbrıs üzerinden Mısıra kadar uzanır. İstilacı kavimler geçtikleri bölgeleri talan ederler. Barbar kavimlerin istilası medeniyetleri kesintiye uğratır, öyle ki zaman içinde kullanılan yazı bile unutulur. Bütün bölge 400 yılı aşkın bir süre karanlık döneme girer ve medeniyet tarihi açısından bir boşluk oluşur. Ta ki 1912 yılına kadar: 1912 yılında Karkamışa gelen İngiliz arkeolog Leonard Woolley arkadaşı ve meslektaşı; sonradan ünlü İngiliz casusu olarak tarihe geçen E.T Lawrencele (Arabistanlı Lawrence) birlikte burada kazılara başlarlar ve 1912-1914 ve 1919 yıllarında yaptıkları kazılarla Hititlere ait Karkamış kentini ortaya çıkarırlar. Bu kazılar esnasında dikkatlerini Antakyada Amik vadisine yoğunlaştıran Woolley arkadaşı Lawrencele birlikte birkaç kez Antakyayı ziyaret ederek bölgede araştırma yaparlar. Lawrence araştırmalar esnasında bütün bölgeyi dolaşır, bu gezilerinde kullandığı motosiklet günümüzde Koç Vakfı Sanayi Müzesinde sergilenmektedir. Daha sonraki yıllarda arkeoloji bilimine yaptığı katkılardan dolayı Sir unvanı da alan Leonard Woolley bir ara Mısırda Tell-Ell Amarnadaki kazılara katıldı. 1922-1934 yılları arasında ise Mezopotamyada Urdaki kazıları yönetti. Sümer uygarlığının bulunmasını sağlayan Ur Kral mezarlarını ve daha pek çok Sümer yapısını ortaya çıkardı. Karkamış, Tell-El Amarna ve Ur kazılarından elde ettiği bulgular Woolleyi daha önce araştırmalar yaptığı Antakyaya yöneltti. Çünkü bütün bu uygarlıkların izleri bir şekilde Antakyadan geçiyorlardı. Woolley Ege uygarlıkları ile Mısır ve Mezopotamya uygarlıkları arasındaki ilişkileri ortaya çıkarmak amacı ile 1937 yılında ekibiyle birlikte Antakyaya Tell-Atçana bölgesine geldi. O dönemin yaşayan tanıklarından ve kazılarda çocuk işçi olarak çalışan Ali Yalçın şöyle anlatıyor: Woolley Atçanaya kazı yapmak için 1937 ilkbaharında geldi, yanında iki yardımcısı ve Trabluslu üç kazı ustası vardı. Burada kazı alanının yanındaki evde kaldılar. Eve yerleştikten sonra Samandağdan ev işlerine bakmaları için dört tane daha yardımcı tuttu. Kazılarda çok sayıda işçi çalışırdı, işçilerin bir kısmı Suriyeden gelmişti hatta Mısırdan bile işçiler vardı ama önemli bir kısmını bizim köyden (Atçanadan) buldular. Ben o zaman sekiz yaşındaydım. Wolley sabahları çok erkenden kalkar çalışmaya başlardı, elinde bıçak ve küçük bahçe kazması saatlerce kazı alanında dört döner, muhtelif yerleri kazardı ancak kazı alanına yardımcıları ve üç ustasından başka kimseyi sokmazdı. Bizler çıkan toprakları sazdan yapılmış sepetlerle vagonlara yükler (dekovil) köyün yakınına taşırdık. Woolley güleryüzlü ve çok çalışkan bir insandı, yurt dışından birçok misafiri gelirdi, evin bahçesinde geç saatlere kadar sohbet ederlerdi. Ali Yalçının bahsettiği misafirlerden biriside Wolleyin Urdaki kazılarında yardımcılığını yapan arkeolog Max Mallowan ve karısı ünlü İngiliz romancı Agatha Christeden başkası değildir. Mallowan ve Agahta Atçanadan çok etkilenmişler hatta Woolleye misafir oldukları kazı evinin duvarlarına imzalarını atarak o günleri ölümsüzleştirmek istemişlerdir. (Günümüzde Kültür Bakanlığının denetiminde olan kazı evi onarılmayı beklemektedir). Agatha Christenin dünya çapında bir romancı olmasını sağlayan öyküler: Christenin yıllarca kocasının Yakın ve Orta Doğuda yapmış olduğu kazılarda yanında bulunarak esinlenmesinden ortaya çıkmıştır. Woolley Tell-Atçanadaki kazılarını 1937-39 ve 1946-49 yılları arasında sürdürdü, kazıların sonucunda İ.Ö 1500 yıllarına tarihlenen Yamhad kralı Yarım- Limin sarayı ile Nigme-Pa sarayının kalıntılarını gün ışığına çıkardı. Woolleye yakın tarihlerde; 1932 ile 1938 yılları arasında Chicago Üniversitesi Oriental Enstitüsü, İ.Ö 1100 yılına uzanan tarihlerde geç Hitit Krallığının başkenti Hattinayı bulmak ve Hattuşaş ile ilişkilendirmek için Amik Vadisinde Robert J. Braidwood, Calvin W. McEwan ve ekibi tarafından araştırmalar yapmıştır. Braidwood ve ekibi, tüm vadinin arkeolojik incelemesini gerçekleştirmiş, 178 höyük keşfetmişlerdir. Bu höyüklerden en önemli altı tanesi: Çatalhöyük, El-Judaidah Höyüğü, Tayinat Höyüğü, Tulail El-Şarki, Tayinat El-Şakir Höyüğü ve Kurçoğlu Höyüğü ve Vadi-el Hamam mağarasıdır. 1938 yılında yarım kalan Amik Vadisi Projesi 1995ten itibaren Chicago Üniversitesi, Oriental Enstitüsünden, Prof. Dr. Aslıhan Yener ve Prof. Dr. Tony Wilkinsonun yönetimi altında yeniden başlamış daha sonra kapsamı Asi Deltası yüzey araştırmalarını da içine alacak şekilde genişletilmiştir. Günümüzde Atçana höyüğünü Chicago Üniversitesinden Prof. Dr. Aslıhan Yener, Tayinat höyüğünü Toronto Üniversitesinden Prof. Dr. Timothy Harrison ve ekibi kazmakta, Asi Deltası (Al-Mina) yüzey araştırmalarını Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Hatice Pamir başkanlığında bir ekip yürütmektedir. Bölgede bulunan höyük sayısı 346 yı bulmuştur, bunlardan 30u Asi deltasında (Al-Mina) dır. Tayinat höyüğünde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan 85 parça tablet Akad, Neo-Hitit kitabeleri külliyatı yaratmıştır. (Luwian kitabeleri). Bu kitabelerin ortaya çıkarılışı Luwi dilinin çözümlenmesi için çok önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır. Ayrıca bulunan çömlekler bölgenin Kıbrıs ve Ege adaları ile yoğun bir ilişki içinde olduğunu ortaya koymaktadır. Bölgede halen ortaya çıkarılmayı bekleyen Antik Alalakh (Atçana), Tayinat kentlerinin kalıntıları ve Hitit dönemine ait tapınaklar, saraylar bulunmaktadır. Yapılan kazılarda bulunan çeşitli medeniyetlere ait bir çok eser Antakya Arkeoloji Müzesinde ve British Museumda sergilenmektedir. Bunun yanında sergilenenlerin dışında bulunan en az bir o kadar eserde yer yokluğu nedeniyle Antakya Arkeoloji Müzesinde sandıklarda saklanmaktadır. Bu araştırma ve kazılar bugün için Amık Vadisi nin İ.Ö 6.000 yıllardan günümüze kadar Akad, Asur, Babil, Mısır ve Mittani, Hitit ve Hurrain, Ege ve Kıbrıs medeniyetlerinin bir sentezi olduğunu ortaya koymaktadır. Antakya sakladığı değerler itibari ile İ.Ö 100.000 li yıllardan başlayarak bilimin ve araştırmacıların vahası konumundadır. Kuvvetle muhtemeldir ki yakın bir zamanda, tarih öncesi çağ araştırmacılarıyla bilim adamlarının yolu Antakyada bir yerlerde kesişecektir; ve kuvvetle muhtemeldir ki eğer değerlendirebilirsek sakladığı kültürel zenginlikler itibari ile Antakya tek başına dünyada her yıl milyonlarca insanın ilgisini çeken bir başkent olacaktır. ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Tekil Mesaj |
|||
|
30-07-2008, 07:56 PM
RE: Kayıp zamanlar ve Antakya Mesaj: #2
|
|||
|
|||
|
RE: Kayıp zamanlar ve Antakya
Yazdığın için teşekkürler AnTakYaLıYıZ
Hüzün paylaşarak azalır.Mutluluk ise paylaşarak çoğalır.Paylaşımlarımızla bir mutluluk verebiliyorsak ne mutlu bize ..! Bilges27 forumnettr ..
Tekil Mesaj |
|||
|
« Önceki Konu | Sonraki Konu »
|
| Benzer Konular... | |||||
| Konu: | Yazar | Cevaplar: | Gösterim: | Son Mesaj | |
| Atatürk Kayip Kita Mu'da Ne Aradi? | anarchys | 2 | 1,882 | 25-09-2009 01:39 AM | |




![[Resim: 21442.jpg]](http://img.userbarz.com/108/21442.jpg)
![[Resim: 22350.png]](http://img.userbarz.com/112/22350.png)
![[Resim: 21898.png]](http://img.userbarz.com/110/21898.png)
![[Resim: 18199.jpg]](http://img.userbarz.com/91/18199.jpg)
![[Resim: 12312.gif]](http://img.userbarz.com/62/12312.gif)
![[Resim: funny42ca6.gif]](http://img459.imageshack.us/img459/9808/funny42ca6.gif)
![[Resim: 1907fb0qp1lzoa4dm3vr4.gif]](http://img138.imageshack.us/img138/2228/1907fb0qp1lzoa4dm3vr4.gif)
![[Resim: nah-veririz.gif]](http://www.forumnettr.com/nah-veririz.gif)
![[Resim: istiklalmarcq9.gif]](http://img53.imageshack.us/img53/5911/istiklalmarcq9.gif)




